Make your own free website on Tripod.com

Alvar AALTO

Git: Kyn2 Kyn3


Kyn 1:

1898, Koortane, Finlandiya - 1976, Helsinki, Finlandia

Finli Mimar, tasarımcı ve kent plancı. Mimarlığın 1930'lardan bu yana gelişme yönünü en fazla etkileyenlerdendir. Modern mimarlığın ilk yıllarında tek düzeliği aşmayan, zengin ve esnek mimari için çalışmıştır, işlevci mimarlığın duyarlı bir algılayıcısı sayılır. Giderek yöreseli aramıştır.


Projeleri:

Workers Kulübü, finlandiya, 1924   Viipuri Kitaplığı, USSR, 1927-35
Turun Sanomat Building, Finlandiya, 1927-39   Paimio Sanatoryumu, Finlandiya, 1929-33
Finlandiya Pavyonu, Paris, 1935-37   Maiera Villası, Finlandiya, 1937-39
Finlandiya Pavyonu, New york, 1939   Baker Dormitory, Massajhusetts, 1947-48
Saynatsalo Town Hall, Finlandiya, 1949-52   National Pensions Building, Finlandiya, 1949-52
Aalto Yazlık evi, Finlandiya, 1953   Hansaviertel Konutları, Almanya, 1955-57
Lucerne Konutları, İsviçre, 1955-58   Kültür evi, Finlandiya, 1955-58
Aalto Stüdyosu, Helsinki, 1956   Carre Villası, Fransa, 1956-59
Bremen Konutları, Bremen, Almanya, 1958-62   Enso Guitzeit Headquarters, Finlandiya, 1959-62
Seinajoki Town Hall, Finlandiya, 1962-65   Otamiemi Teknik Üniversitesi Kitaplığı, Finlandiya, 1964-69
Otamiemi Teknik Üniversitesi, Finlandiya, 1964   Mount Angel Kitaplığı, Oregon, 1970
Riola Paris Kilisesi, İtalya, 1975-78

Kyn 2:

Alvar Aalto, 1898-1949 yılları arasında yaşamış Finlandiya’lı bir mimardır. O literatürdeki yerini, milliyeti, yetiştiği yer, kimliği ve dolayısıyla mimarisindeki farklılıklarla aldı. Mimaride dik açının egemen olduğu bir dönemde farklı açıları kullanmış, malzemenin boya ve sıva katmanları arasında gizlendiği bir çağda onun doğal dokusunu görünür bırakmış, doğaya saf kristalsi kitlelerin oturtulduğu bir çağda çevreye uyum arayışları içinde olmuştu. Standardizasyonun öne çıktığı bir dönemde özgünlüğüyle çağdaşlarından ayrılırken, onun izinden gidenler ise mimariye yeni bir bakış açısı getirdiler.

Alvar Aalto tasarladığı binalarla dikkatleri üzerine çekerken aynı zamanda iç mekan tasarımındaki dehası da gözden kaçmadı. O, mimari yapıtının taşıyıcı sisteminden, iç mekan ayrıntılarına kadar herşeyi kendisi özenle tasarladı. Aalto hem endüstriyel üretim hem de el işçiliğinin baskısı altında çalıştı. İçinde bulunduğu döneme de ait olan bu ikilem onun yapıtlarına da yansıdı.

Aalto’nun mobilya tasarımları mimari yapıtlarının bir parçası, bütünün ayrılmayan bir elemanı oldu. Bu yüzden mikro ölçekteki doku ve detay kullanımına çok önem verdi. Onun detayları mekana özel olarak tasarlanmıştı. Sandalye kolu olarak kullanılan kıvrılmış yapraklarla desteklenen kanonik şekildeki kontrplak sandalyesi, 1931-32’de Paimio Sanatoryum’u için tasarladığı sandalye ile ortaya çıktı, daha sonra 30’ların ortalarında, lamine kıvrılmış ayağını, üç ayaklı tabureye dönüştürdü. Aalto’nun arkadaşı eleştirmen Gustav Strengel, Londra’da 1933’te Fortnum ve Mason’da sergilenen Aalto’nun Finnmar Mobilya Sergisini gezdiğinde, bu buluşunun önemini anladı. Sadece ayağı olmaktan öte Strengel onu bir klasik kolonla karşılaştırılabilir yeni bir tektonik eleman olarak görüyordu. Daha sonraki on yıl içinde Aalto Artek çeşitlerini genişletmişti. Bunların içinde cam eşyalar ve ışıklıklar vardı. 1910’da Adolf Loos “Ev gelenekseldir, tutucudur; sanat yapıtı devrimcidir.” demiş ve Aalto da, Loos gibi, fakat diğer rakiplerinden farklı olarak, tek bir çalışmada, bu iki ölçütü birleştirmiştir.

Yapı ile iç mekanın bir bütün olarak ele alındığı örneklerden biri olan Paimio Sanatoryum’u, girişteki cam danışma bölümünün dalgalanan plan-formundan, ana merdivenin yuvarlak köşesine bir uçtan diğerine uzanan siyah lake kaplı ahşap tırabzandan, hasta odalarındaki el yıkama odalarına kadar her köşesinde ergonomik detaylarla hafifletilmiştir. İki kişilik odalar için tasarladığı özel tesisat çözümleri gürültüyü engeller, koğuşlardaki ısıtma sistemi tedavilerinin gerektirdiği gibi hastaların ayakucuna yönlenir, Paimio sandalyesi ise demir iskemlede rahat edemeyen hastalara kolay nefes alabilecekleri bir pozisyon sağlar. Aalto ergonomi, ışık, ısı ve ses ile derinlemesine ilgilendi. Bu ilgi kendini Pailmio’nun lavabo tasarımlarında, Viipuri kütüphanesinin konferans salonunun tavanına yerleştirilmiş ahşap akustik yansıtıcılarda da gösterdi. Aalto’nun çatıları her zaman konik tepe ışıklarıyla delinmiştir. Bunlar daha sonra onun eşsiz stilinin mihenk taşları oldu.

Alvar Aalto tasarımlarında birçok biçim denemeleri yaptı. Bu biçim denemelerinde de metaforlar kullandı. Aalto’nun kavramsal metaforları, kişisellik, doğallık, topluluk, insancıllık (humanizm) kavramı temelli metaforlardı. Görsel metaforları ise doğadan aldı, çünkü o doğadan takdirle etkilenmişti. Aalto düzenli olarak doğayı resmetti ve boyadı. O Jyvaskyla’da çocukluğundan beri, yaşarken, avlanırken, balık tutarken hep doğanın mizacıyla karşı karşıyaydı. İskandinavya’nın iklim koşulları çok sert olduğu için, doğaya saygı duyarken aynı zamanda onu eğitmeyi de öğrendi. Aalto tüm bu birikimi tasarımlarına yansıttı. Bu açıdan, birleşimlerinin doğal afetlerden korunumuna, iklime uygun yerel malzeme kullanımına önem verdi.

Aalto biçim denemeleri hakkında, İlk önce içgüdülerimizle bir şeyler yapar daha sonra bunlara nedenler buluruz. der. Bu açıdan bakıldığında, Viipuri Kitaplığı’nın tavanın dalgalı formunun Finlandiya göllerinin kıvrımlı kıyılarından ya da kendi soyadından (Fince’de aalto)

dalga demektir) aldığı ve sonra bu tavan formunu akustik nedenlere dayandırdığını söylemek mümkündür. Aalto aynı formu gerek yapılarında gerekse iç mekan tasarımlarında çokca tekrarlamıştır. Bu form, Baker House öğrenci yurdunda da plana yansırken, New York Finlandiya pavyonunda üçüncü boyuta taşınmış ve vazo tasarımlarında ise yine plan düzleminde tekrarlanmıştır.

"Serbest geometri" en iyi Aalto’nun binalarıyla açıklanır. Çağdaşı olduğu birçok mimardan farklı olarak onun tasarımlarının çıkış noktası her zaman açıkça tasarlanmış kütlelerdir. Bir Aalto binası çok iyi disipline olmuş geometrik düzenler birleşimidir. Ayrı ayrı incelendiğinde “keyfi” görünebilir

fakat dikkatle bakıldığında bütünsel ve çok iyi kontrol edilmiştir. İç güdüleriyle tasarladığı bu geometrik düzenler Aalto’nun birçok yapısında tekrar ederler.

Alvar Aalto’nun çalışmalarında hümanizm herzaman önemli bir etken olmuştur. Mimariyi insancıl yapmak onun temel dayanaklarından biridir. Baker House Öğrenci Yatakhanesi’nde Aalto, eğri hareketin asıl amacının, bu hareketin kendini Charles Nehrine bakan kişinin diğerleriyle görsel akslar yardımıyla iletişim kuracağı olduğunu söyler. Aalto ayrıca peyzajla da çevreyi hümanize etmeye çalışır. Endüstriyel kirlenme zorla fark ediliyorken o, fabrikalarının çevre peyzajına bitki ve konut ekliyordu.

Aalto’da malzeme kullanımı çok önemlidir. Aalto’nun çalışmaları, detaylarıdırmadaki mükemmeliyet ile mekansal ve estetik görünüş arasındaki en iyi uyumu sergiler. Aalto’yu doğru malzeme kullanımı için “bilgileri filtre eden kişi" diye adlandırabiliriz. Onun için malzeme mimarlığın başlangıcı ve sonudur. "Sıradan bir tuğla ...bir ilk ürün ... eğer doğru kullanılır, ülkenin saf malzemelerinden seçilir ve bütünde doğru bir yer verilirse, insanın en değerli, görsel heykeli ve sosyal oluşumu sağlayan çevrenin en temel elementi olur."demiştir. Aalto’nun Munkkiniemi'de 1936'da inşa edilen kendi eviyle birlikte, bir irrasyonel üretim metodu 20. yüzyıl mimarlığına tanıtılmıştı. Ahşap düşey cepheleri, renkli tuğlaları, sıvalı duvarları, ahşap pencereleri ve kabaca ahşap kaplanmış balkon trabzanları ile Aalto’nun Munkkiniemi Evi; yerel mimari ile yapılmış bir müze gibidir   Aalto’nun malzeme kullanımına en iyi örnek bir laboratuar olarak geliştirdiği Muraatsolo‘daki kendi evidir. Burada, binalarında kullanacağı çeşitli malzemelerin bir araya gelişlerini incelemiştir. Bir dış duvarda yaklaşık on değişik malzeme kullanmıştır. İç mekan çözümlerinde ise karmaşıklık ve sadelik iç içedir.  

Sonuç olarak, Alvar Aalto’nun çağdaşlarından çok farklı olduğunu söyleyebiliriz. İşte bu yüzden Aalto’nun çalışmalarını sınıflara sokmak, isimler takmak, bu isimlere geçerli nedenler bulmak doğru olmaz,.çünkü Aalvar Aalto mimarlık kuram tarihi boyunca biçimlendirmiş olduğumuz hiçbir kalıba uymaz. O herzaman özgünlüğünü korumuş ve içinde olduğu iddia edilen akımlara hep bir başkaldırı içinde olmuştur.


Kyn 3:

Finlandiyalı mimar (Kuortane 1898 - Helsinki 1976)

Hugo Alvar Henrik Aalto, XX. yy'ın en önemli mimarlarındandır. En büyük katkısı Bauhaus'un ve uluslararası üslubun öbür türevlerinin katı mimarlık ögelerini insanileştirmiş olmasıdır. İnancını kısaca şöyle özetlemiştir: " Yaşama daha kişisel bir yapı kazandırmak mimarın görevidir "

Aalto 1921'de Helsinki Politeknik okulu'nu bitirdi ve 10 yıl içinde, yapıları ve mobilyalarıyla, Finlandiya mimarlığının başlıca ustası olurken, bu mimarlığın sesini uluslararası alanda ilk kez duyurmayı başardı. 1935'te ilk eşi mimar Aino Marsio'yla, kayınağacı levhalarının üstüste yapıştırılıp bükülmesiyle elde edilen mobilyalar üreten Artek şirketini kurdu.

Aalto kendine özgü mimarlık üslubunu, konferans salonundaki akustik dalgalı tavanıyla ünlü Vipuri Kütüphanesinde (1927-35; 1943'te yıkıldı) ve basım odasındaki koni biçiminde sütunlarıyla ilgi çeken Turun Sanomat gazetesi binasında (1927-30) geliştirdi. Paimio sanatoryumuyla (1929-33) uluslar arası üne kavuştu: Altı yapıdan oluşan bütün, başkonlarının her biri gün ışığını en çok alacak biçimde tasarlanmıştır. 1937'deki Paris sergisi ve 1939'daki New York Dünya Fuarı için hazırladığı Finlandiya Pavyonlarıyla ve New York modern sanat müzesi'nde çalışmalarına ayrılan 1938 sergisiyle ününü pekiştirdikten sonra, Harvard Üniversitesi'nde ders verdi; bir yandan da, Cambridge'deki Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde Baker House yatakhanelerinin tasarımını yaptı (1947-1948).

Rusya-Finlandiya savaşının (1940) ve ikinci dünya savaşı'nın Finlandiya'da yol açtığı yıkım, ülke boyutunda bir yeniden yapılanma ve kentleşme planı gerektirince, söz konusu plan (özellikle Helsinki kent merkezinin düzenlenmesi) Aalto'nun başkanlığı altında bir komisyon tarafından tasarlandı.

Bir adada yer alan Saynatsalo kasabası için de çevredeki göl ve ormanların manzaralarını vurgulayan bir belediye merkezi yapan (1950-52)' Aalto'nun sonraki yıllardaki yapıları daha sadedir; ancak Anıtsal Kongre Evi'nde (1962-75) ve Helsinki Kültür Merkezi'nde de sanatının insalcıl boyutlarını ortaya koymuştur.


Başa Dön

Önceki ] Bölüm Başı ]