Make your own free website on Tripod.com

Çin Sanatı

Ming Sanatı

Japon Sanatı


ÇİN SANATI

Çinliler, Yang-şao ve Lung-mın boyalı çömlekçilik ürünlerinden de anlaşılacağı gibi, cilalı taş devrinden başlayarak, süsleme sanatına büyük bir beğeniyle eğilmişlerdir, daha sonra insanların tarlada çalışması azaldığı ölçüde, sanat etkinlikleri de çeşitlilik kazanmıştır. Çin sanatının özgün niteliği, geleneğe bağlılıktır (çok sonraları, çömlekçilik alanında yeniden ele alınacak tunçtan yapılma bazı arkaik biçimler, günümüze kadar varlıklarını korumuşlardır); bununla birlikte, geneğe bağlılık Çin sanatını hiçbir zaman olumsuz yönde etkilememiştir: Çinli sanatçı ve zanaatçı, her zaman yeni birşey bulmayı bilmiş, sanatı günlük yaşamın en ince ayrıntılarına kadar yaygınlaştırmayı başarmıştır.. Öte yandan Çin sanatının kendi içine kapanıp kaldığını düşünmek de yanlış olur, çünkü Çinliler yabancıların katkılarını kendi kültür miraslarına katmayı bilmişlerdir. Üstelik, Çin sanatının en yaratıcı dönemleri, yabancılarla ilişkilerin arttığı dönemlerdir.

Çin'e özgü ilk sanat ürünleri, tunçtan yapılmışlardır (birbiri içine geçmiş çok karışık süslemelerin, elde hiçbir kanıt olmamakla birlikte, ağaç işleme sanatından kaynaklandığı sanılmaktadır). Çin sanatının genişlemesinde tunç işlemeciliğinin önemi, yaratılmış olan biçimlerin sürekliliğinden ileri gelir. İ.Ö. VI. yy'dan İ.Ö. yaklaşık IV. yy'a kadar merkezden uzak prensliklerin gelişmesi, Çinlilerin göçebe halklarla bağlantı kurmalarına yol açmıştır, önce İskitler, ardında da Sarmatlar, ülkeye İran etkisi (Akamanış imparatorluğu) ve Orta Asya vahalarında gelişen "bozkır sanatı"nın (hayvan motiflerine ağırlık verici) etkisi sızmıştır. Çin'de tunç ve yeşim taşı üstüne daha çok kartal başlı aslan, kaplan ve ejderha motifleri işlenmesiyle gelişen bu etkinin izleri, günlük eşyalardaki (aynalar, süs iğneleri) süslemeler yoluyla günümüze kadar gelmiştir.

Batı dünyasıyla ilişkilerdeki yüzyıllarca süren kopukluk, göçebe halkların istilalarının neden olduğu kesintiler, Çin'nin dışarıdan aldıklarını özümlemesini sağladı, daha sonra Han sülalesi döneminde Çin'de bütünlüğün gerçekleştirilmesi ve İpek Yolu'nun açılmasıyla, daha uzun süren ikinci bir etkilenme dönemi başladı. O dönemdeki başlıca katkıyı, budhacılık sağladı. Gandhara'daki budhacı sanat okulunun etkisi, Wey dönemindeki (V. ve VI.yy.) Çin heykelciliğine değişik bir incelik kazandırdı.

HAN DÖNEMİ SANATI

Han sülalesi döneminde aydın devlet memurlarının, kendi beğenileri için resim yaptıkları söklenir  ( o dönemde kağıt, mürekkep ve fırça yeni bulunmuştu) Ama Han dönemi sanatı, bütün görkemini zengin ve çeşitli bir el sanatlarına ve erişilmez nitelikteki mezar süslemeciliğine borçludur.

Mimarlar, yeteneklerini yalnızca ahşaptan ev ve saraylardan çok, mezar yapımı ve süslemeciliğinde göstermişlerdir. Tümüyle höyükle örtülü olan en önemli gömütlere, iki tarafından çok büyük heykeller sıralanan ve "ruh yolu" adıyla anılan taş döşeli bir yoldan geçilerek girilir. Hanlar dönemi sanatçılarının yetenekleri, gerçek anlamına heykelden çok resim sanatına daha yakın olan taş üstündeki alçak kabartmalarda daha belirgin bir biçimde ortaya çıkar. İşlenen konular daha çok günlük yaşamla ilgilidir. Resimlenmiş tuğlalar da büyük birer sanat yapıtı düzeyindedir. Hanlardan kalma en iyi duvar resimleri, Mançurya ve Kore'deki mezarlerda yeralır. Bu resimlerdeki saray sahneleri uzam ögesi açısından oldukça çarpıcıdır. Hanlar'ın mezarlarında, dönemin yaşamıyla ilgili değerli belgeler sayılan , ölmüş kişilerin eşyalarının pişmiş topraktan yapılma örnekleri vardı. Bazı maketler Han mimarlığının daha yakından tanınmasını sağlar. Tek başına duran ya da iki yanı anıtsal kapılarla çevrili çok katlı kuleler, sarayların bütün güzellğini gözler önüne serer.

Sray ve soylular sınıfı, yeni teknikler sayesinde sanatlarına egemen olan bir zanaatkar sınıfını beslerdi. Bu dönemden sonra daha büyük bir ustalıkla işlenen yeşim taşı, aydınların ve soyluların çok aradıkları bir madde haline geldi.

Bkz. İslam Sanatı ve Çin


MİNG SANATI

Çin imparatorluk sülalesi (1368-1644). Moğol Yueng sülalesinin yerine geçen, tutucu ve uzlaşmacı, bazı parlak yönlerine karşın az yaratıcı olan Ming sülalesi dönemi, son ulusal Çin rönesansı dönemidir.

Avrupa'da ilk değerlendirilen Ming sanatı, Ming resmi oldu. Özellikle resmi resim, kaynaklara döneme isteğini göstermiştir. Ming imparatorları Song Akademisi'ni yeniden oluşturmak istemişler, ama kuralların katılığı nedeniyle büyük yeteneklerin ortaya çıkmasını destekleyememişlerdir. Hatta bir balıkçının giysilerini kırmızı boyadığı için, bir ressam akademiden çıkarılmıştır (çünkü bu renk memurların giysisine ayrılmıştı). Ama gene de Tay Çin ve Liu Ki gibi iyi sanatçılar yetişmiştir.

Bu donmuş akademiciliğe tepkiyi aydınlar okulunun bağımsız ressamları "iki okul" kuramını kuran da Dung Çi olmuştur; bu kuram aydınların ideallerine inanmayan her sanatçıyı kesin olarak suçlayan keyfi bir ayrım getiriyordu.

Buddha heykelciliği bir yana bırakılırsa, Ming dönemi, zenginleşen tüccar müşterilere yönelen çeşitli ve değerli lüks zanaat dönemidir. Bölmeli mineler (Arap sanatından esinlenmiş), oymalı lakalar, yeşim taşları, lüks kumaşlar ve halılar bu zanaatın ürünlerinden bazılarıdır. Öte yandan, Ming döneminde yapılan porselenler de ünlüdür. 


JAPON SANATI

Japon sanatı büyük sülalelerin (Asuka, 552-645; Hejan, 794-1185; Muromaçi, 1338-1573; Edo, 1603-1868; Vb.) dönemlerine raslayan belli başlı alt dönemlerden geçmiştir. Başlıca özelliği, yalınlığıyla ince ve cürretli bir gerçekçilik anlayışı içinde olması, ayrıca her zaman kolay bulunabilen malzemelerden yararlanmasıdır.

ŞİNTO ANLAYIŞI

Konfiçyus ve Buda felsefesinin ağırlıkta olduğu Nara dönemi (600-794) sanatı herşeye karşın Şinto anlayışından (Cilalıtaş devri kökenli, doğaya ve ruhlara tapınma) kurtulamadı. Budhacılık kendini kabul ettirirken rahipler yeni mimarlık üslupları getirdiler. Prens Şotoku (572-621), 607'de bakışımlı Çin planına sıkı sıkıya bağlı, Çumon (ya da kutsal kapı) ile Kondo'nun (altın köşk), Kodo'nun (vaiz evi), Şuro'nun (çan evi), Kvairo'nun (üstü kapalı galerilerin yeraldığı çevre) yükseldiği iç avludan oluşan Horyuci Manastırı'nı yaptırdı.

Ardından İlk lakalarla, tapınaklarda yapılan tören dansları sırasında kullanılan ve gigaku olarak adlandırılan ilk masklar görülmeye başladı. Heykelci Tori, 623'te eritilmiş balmumu tekniğiyle yapılan altın yaldızlı  tunçtan ünlü Budha Üçlemesi'ni gerçekleştirdi. İmparator Şomu (724-748) Nara'da rahip Gancin'e kondo'nda güzel bir budha Roşana'nın  yer aldığı Toşodai ci Tapınağı'nı yaptırdı.

 ZEN

Şinto ve Buddha anlayışının kusursuz biçimde bütünleştiği Muromaçi ve Momoyama (1573-1603) dönemleri boyunca, güzel sanatlar gelenekleri yeni yaşam biçimlerine yöneltti. Derebeyleri içlerinde çay evlerinin ve altın kakmalı köşklerin (Kinkaku ci, Kyoto, 1597) yükseldiği göz kamaştırıcı bahçelerle çevrili görkrmli ve güzel konutlar yaptırdılar. Öte yandan XV. ve XVI.yy. Japon mimari eğilimlerine lüks ve dinginlik egemendir. Bu döneme özgün yapıtlar arasında Momoyama döneminde yapılmış olan Nagoya ve Matsumoto şatoları vardır.

 BATI ETKİLERİ

Sonradan imparatorluk konutu olan Edo döneminden (1603-1868) kalma derebeylik sarayı, Japon mimarisinin en önemli yapılarından biridir. XVII.yy'da Hidari Zingoro tarafından Edo'nun  kuzeyindeki dağlarda yaptırılan Nikko dua yeri, doğa ile "canlı" arasında bir uyum arayışının anlatımıdır. XIX yy.'dan başlayarak Batı etkisi tüm Japon sanatı üstünde giderek daha ezici olmaya başladı; çağdaş yaşam biçimi geleneklerine kadar girerek, Japon ince zevkini yozlaştırdı.

Önceki ] Bölüm Başı ] Sonraki ]