Make your own free website on Tripod.com

ROMA SANATI (Bkz. Galya-Roma Sanatı)

Önce kent-devleti, ardından Roma uygarlığının merkezi olan Roma, aynı zamanda, bu gücü anlatan, ilk zaferlerin ardından doğup gelişen, zaferin doruk noktasında kendini kabul ettirdikten sonra gerileyerek, İmparatorluğun çöküşüyle birlikte sona eren bir sanatın da merkezi olmuştur.

Roma sanatının ortadan kalktığı tarihi (İ.S.324)saptamak kolaydır, ama buna karşılık kökenlerini belirlemek oldukça güçtür. Pek çok Latin yazarı (Cicero, Plinius) sanatı küçümserler; onlara göre sanat ayartıcı, baştan çıkartıcıdır,Roma yurtdaşına yakışmayan bir etkinliktir. İ.Ö. 753'te önce İsola Tiberina'ya, daha sonra da ünlü yedi tepe üstüne yerleşmiş olduğuna inanılan bu çobanlar ve çifçilerden oluşan halkın yüzyıllar boyunca pek çok değişik kaygısı olduğu bir gerçektir. Roma verimsiz, taşlık ya da bataklık bir toprak üstünde ve güçlü komşularla (kuzeyde Etrüskler, güneyde, Yunan kolonileri) çevrili bir alanda kurulmuş ve gelişmiştir.

Roma'da gerçekleştirilmiş olan ilk ürünler  (İ.Ö.IV.yy.-III.yy.) Etrüsklerden ya da Helenlerden kalma eşyalardır. Ama Roma, bu çemberi yarmak gerektiğini kısa sürede anlamıştı. Kesin adım, ikinci Pön Savaşıyla atılmış oldu, Siracusa'nın (İ.Ö.212) alınmasıyla da, Roma'nın önünde Yunan dünyası açıldı. Romalılar büyük bir şaşkınlıkla "uygar" insanların nasıl yaşadıklarını öğrendiler ve her bulduklarını elegeçiriler. Resimler, heykeller, sanat yapıtları Roma'ya dolup taştı, alanları, tapınakları ve soyluların evlerini süsledi. Romalılar Roma'yı Yunanlıların başyapıtlarının kopyalarıyla doldurup taşınan Yunanlı sanatçıları paylaşmak için adeta birbirleriyle yarıştılar. Bir yüzyıl içinde, zorla geliştirilmiş olan bu sanat tükenip ortadan kalktı.

August'un yaşadığı dönemde, Etrüsk gerçekçiliğinin anılarını taşıyan bir pleb akımı ortaya çıktı ve gerçek anlamda bir Roma sanatı doğdu. Bu resmi sanat, iktidar merkezi Roma'da kaldığı sürece varlığını korudu, Helen dünyasıyla Hristiyan dünyası arasında bir köprü oluşturdu ve böylece gerçek anlamda Batı uygarlığını kurdu.

ROMA MİMARLIĞI

Roma'da mimarlık öbür sanatlardan önce gelir. Gerçekleştirilmiş olan ilk yapıtlar işlevsel, kaba ve sağlamdır (İ.Ö. 390'da yapıldığı sanılan Servius Suru). Aynı dönemde ilk tapınaklar (Largo Argentina "C" Tapınağı), yollar (Via Appia) ve su kemerleri (Aqua Appia, İ.Ö. 312'ye doğru) ortaya çıkmıştır. Etrüsklerden alınmış olan kemer, İ.Ö. III. yy. başlarında ortaya çıkmıştı ve giderek tonoz, beşik tonoz, kubbe biçiminde gelişti.

Mağazalar ve antrepolor gibi yapılar, tapınaklardan daha çok önem taşıyordu. Tapınaklarsa Yunanlılardan esinlenilerek gerçekleştirilerek iddiasız yapılardı; özellikle Korinthos etkisinin görüldüğü bu yapılar, daha çok içe dönük bir uzamsallığı yansıtıyorlardı. Mermerden yapılmış olan ilk tapınak, İ.Ö.146'da gerçekleştirilmişti ve Jüpiter Stator'a adanmıştı.

Sulla ve Marius'un konsüllükleri sırasında, bir başka deyişle İ.Ö.I. yy'ın başlarında büyük yapı çalışmaları başladı ve iki yeni su kemeri (Aqua Tepula ve Aqua Marcia), Milvius Köprüsü, Tabularium (devlet arşivleri) ve Fortuna Primigenia Tapınağı gerçekleştirildi.

İ.Ö.51'de Sezar, Forum'u genişletti; Via Appia (Appia Yolu) boyunca zengin ailelerin anıt-mezarlarıyla (Cecilia Mettella) ilk taş tiyatro (İ.Ö.55) yapıldı. Augustus, Roma'nın yenilenmesini sürdürdü, Agrippa kendi adını taşıyan ilk kaplıcaları yaptırdı (İ.Ö.19). Roma imparatorluk mimarisinin üslup ve tekniği Neron döneminde (İ.S. 54-68) belirlendi. Büyük anıtların (Domus Aurea, bitmemiştir) yanı sıra ilk kentçilik kavramları belirginleşerek gelişti; yapılar standartlaştırıldı; üç ya da dört katlı, insula (ada) ya da bloklar (Ostia harabeleri) halinde toplanmış, iç avlulara değil de yola açılan binalar yapılmaya başlandı.

Titus 80'de Colosseum'u törenle açtı. Trajanus döneminde (98-117) belki de imparatorluk döneminin en büyük mimarı sayılan Şamlı Apollodoros yetişti ve çok önemli sivil ve askeri yapılar gerçekleştirdi. Handrianus kendisiyle ilgili  binaların yapımını kişisel olarak yönetti (Handianus Anıtmezarı, Tivoli Villası) ve Pantheon'a günümüzdeki biçimini verdi. Commodus'tan (161-192) ve Antoninuslardan başlayarak  artık Roma'da gereğinden çok daha büyük yapılar (Caracalla Kaplıcaları, III. yy.) yapılmaya başladı. Bu dönemden sonra Roma mimarisi eyaletlerde sürdü ve yenilendi.


GALYA-ROMA SANATI

Galya'ya özgü nitelikler, Sezar'ın aldığı sert önlemler yüzünden pek iz bırakmadığı için Galya-Roma uygarlığı. Roma uygarlığının pekçok niteliklerini taşır

MİMARLIK

Romalıların askerlik ve yönetim alanlarındaki gereksinimleri, Galya'da birbirlerine karayollarıyla bağlı küçük merkezlerden oluşan bir ağ kurulmasına yol açtı. Aynı gereksinimlerden dolayı, ülkenin her yanında, Roma dünyasının başka yerlerinde de kentsel görünümü niteleyen anıtlar yapıldı: Tapınaklar; forumlar; bazilikalar; tiyatrolar; zafer takları; kemerler su kemerleri, Galya'daki Roma mimarisinden kalan başlıca örneklere Fransa'daki Nimes, Arles, Orange, Saint-Remy-de-Provence, Vaison gibi kentlerde rastlanır. Günümüzde bir Alman kenti olan Triker, görkemli kalıntılarıyla (Porta Nigra, Aula Palatina) Fethedilmiş bir ülkede Roma şehirciliğinin ulaştığı doruk noktasını belirtir. Bu arada Roma tekniğinden yararlanılarak yapılmış, Kelt geleneğine de uygun anıtlara da rastlanır. Perigueux'deki Vesunna kulesi ile Autun'daki Janus tapınağı bu tür anıtların kusursuz birer örneğidir.

HEYKELCİLİK

Kabartma, kuşkusuz Roma'dan Galya'ya getirilmiş bir tekniktir. Galya'nın güney kesiminin büyük bölümünü kaplayan Narbonensis eyaletinde, izleri Saint-Remi-Glanum'un (İ.Ö.20 dolaylarında) eski yapıtlarında ve Orange'daki zafer takında bile görülen önemli bir heykelcilik okulu yer alıyordu. Arles Medeiası ya da Mondragon Savaşçıları bu okula maledilir. Kazılarda İmparatorluğun ilk yıllarından kalma çok sayıda mermer heykel de gün ışığına çıkarılmıştır; bunlar katışıksız yunan-Roma üslubunda yapılmış İmparator başları ya da heykelleridir (Vaison'da Tiberius ve Hadrianus; Arles'da Marcellus ve Augustus; Martres-Tolosane'da imparator figürleri, vb.

1861'de Neuvy-en Sullias'da bulunan ve üslup açısından Romalı heykelcilerin çalışmasına hiç benzemeyen küçük tunç heykelcikler (kadın ve erkek dasnçılar, hayvanlar), bir ulusal kelt geleneğinin Yunan-Roma etkisine karşın, gene de korunmuş olduğunu düşünmemize olanak verir.

Öte yandan, takılarda ve daha genel olarak maden işçiliğinde Kelt kalıntılarına daha çok rastlanır (Galyalılar bağımsızlık dönemlerinde bu alanlarda ustaydılar). Bütün el sanatlarında, mozaikte, tunç kap kacakta, gümüşlerde, seramikte Yunan ve Roma izleri görülür. Galya-Roma cam sanatıysa Doğu kökenlidir.

Bkz. Fransız Sanatı

Önceki ] Bölüm Başı ] Sonraki ]