Make your own free website on Tripod.com

KONUT

Kısaca Bir insanın içinde yaşadığı, yatıp kalktığı, vb. yer.

İnsanların korunmak için düzenledikleri doğal ya da yapay konutların görünümü ve konut yapımında kullanılan gereçlerin cinsi, coğrafya ve iklim koşullarına göre değişiklik gösterir. Neandertal insanının mamut kemiklerinden kulübeler yapması, Güney Amerika'nın geniş ovalarında yaşayan Tarihöncesi insanının korunmak için, Üçüncü Zaman'da ortaya çıkıp Dördüncü Zaman'da çoğalan gliptodonun (bir memeli hayvan türü) fosil kabuklarının altına sığınması, Moğolların kullandığı keçe çadırı, Seylan adasında Vedaların barınmak için kullandıkları mağaralar, Buzul devrinde kullanılan mağaraların içine kurulan kulübelere ilişkin olarak ortaya çıkartılan en eski bulgular, konutun insanlık tarihinde oynadığı koruyucu rolü açıkça ortaya koymaktadır. Ateşi kullanmayı öğrenmeden önce insanlar, hayvanlara karşı bu barınaklarda korunuyordu. Yontma Taş devrinde insan çevresini düzenlemeye başladı, mağara adamlarının yaşadığı gerçek köyler kuruldu ve bu köylerde ilk konutlar ortaya çıktı.


 AĞAÇ ÜSTÜNDEKİ EVLER

Ağaç üstündeki evlere özellikle Hindistan'ın bazı bölgelerinde ve Endonezya'da raslanır. Güney Amerika'da da etnolojik bir dağılım gösteren bu evlere Büyük Okyanus kıyılarında (Kolombiya), Maracaibo koyunda ve Orinoco ırmağının denize döküldüğü yerlerde raslanır. Afrika'daysa, bir bir raslantı ya da kültür olgusu sonucu bu tür evlere raslanmaz.


 PARAVANADAN BİTKİDEN YAPILMA KULÜBELERE

Paravana en ilkel çatı biçimidir. Paravana kullanan halklar ya da kabileler (Boşimanlar, Avustralya yerlileri, Ateş ülkesi yerlileri) kuşkusuz öbür konut türlerinden de yararlanıyorlardı. Ağaç yapraklarından örülen ve eğimli bir biçimde kazıklara ya da ağaçlara yaslanan paravana sığınmaya yarayan dikdörtgen bir saçaktır. Çift kat yapıldığında, bitkiden yapılma kulübelerin ilk elemanını oluşturmuştur: Polinezya (Tonga adaları) ve Malanezya'nın (Yeni Gine) bazı bölgelerinde bu yapı elemanları hala kullanılmaktadır. Giderek büyüyen kulübeler eksiksiz barınaklar haline geldiler; bunların üstüne konik (Avustralya'daki savanlarda) çatılar yapılıyordu ya da dört köşeli (ormanlık ülkelerde) çatılar yapılıyordu. Afrika köylerinden kulübe en yaygın konut tipidir. Bunlar samandan ya da dallardan yapılmış, koni biçiminde bir çatısı olan  ve kurutulmuş toprak ya da birbirine ğeçirilmiş dallardan yapılma duvarlara dayalı silindir biçiminde yapılardır. Arı kovanı biçiminde olan bu kulübeler bazen kazıklar üstüne oturtulur; bu yükseklik oturanları rutubetten ve hatta sellerden korur. Daha da etkili bir koruma yöntemi olarak temel kazıklarının üstüne yapılmış kulübelere İskandinavya'daki göllerin kıyılarında, Almanya'da ve Jura dağlarında raslanır.


 TAŞ KULÜBEDEN ÇADIRA

Bazı dağlık bölgelerde, üst kesimlerinden birbirine tutturulmuş kazıklarla yapılan ve yan yüzeyleri çimli toprak ya da düz taşlarla kaplı olan taş evlerin giderek yaygınlaşıp ilkel kulübelerin yerini aldığı görüldü. Çin'deki yapılar da tuğla ve kiremit gibi işlenmiş gereçler kullanıldı. Gerçek bir ev yaşamı sağlayan konutlarsa uygarlığın gelişmesiyle birlikte ortaya çıktı. Bunların yapımında yontulmuş taşlar, vb. kullanıldı. Mısırlılar düzgün bir biçimde oyulmuş kayalarda oturdular; balçık ovalarda yaşayan kaldeliler tuğla kullandılar. Batı'da giderek yaygınlık kazanan taş evler düz, yuvarlak, oval biçiminde ya da ender olarak dikdörtgen taşlardan yapılırdı. Mykenai'deki Tholos adı verilen eski konut mimarisineyse İtalya (Puglia'da trullo denen yapılar), İspanya ve Fransa'nın yoksul bölgelerinde raslanır.

Kırlarda gelişen uygarlıkların yarattığı çadır, çeşitli halklar tarafından çok değişik biçimlerde yapılmıştır. Kubbeli konik çadırlar Norveç, Finlandiya ve Rusya'nın kuzey bölgelerinde yaşayan Japonlar'a özgüdür; bu çadırlarda deriyle kaplanmış koni biçimindeki kazıklar tahta kubbeleri taşır. Japon çadırının hafifletilmiş bir tipi Kanada ve Alaska'da yaşayan Eskimo'lar tarafından kullanılır. Buna benzer ilkel ama zengin bir biçimde süslenmiş çadırlar (bunlara tipis denir) Kuzey Amerika'da yerliler için barınak olmuştur. Orta Asya'da yaşayan Moğollar ve Kuzey Tibetliler "yurt" denen çadırları kullanırlar. Bunlar bazı yerlerde geniş ve görkemli konutlar haline getirilmiştir: İç kesimi baklava biçiminde tahtalardan oluşan ve samanlarla kaplanmış bir kafes üstüne inşaa edilen bu çadırların silindir biçimindeki çeperleri üç kattır; saman örtüler de dıştan görülen keçeyle kaplanmıştır. Türklerin kullandıkları, bu çadırlara benzeyen, ama düz çatılı olan çadırlarsa Kuzey Afrika'daki göçebe kabileler tarafından kullanılan dikdörtgen ya da çok kenarlı çadırlara öncülük etmiştir.


 İGLOOLARDAN YÜZER KONUTLARA

Bazı Eskimo toplulukları tarafından tıkız kar kütlelerinin dairesel bir düzlem üstünde yanyana ve üst üste konmasıyla, içeriden ve kubbe biçiminde yapılan igloolar 3m'ye kadar yükselebilir. Tavanda açılan bir delik havalandırmaya yarar; daire biçimindeki öbür delikler de içeriye ışık girmesini sağlar. Bu "pencereler" temiz sudan elde edilmiş ince buz tabakalarıyla ya da yağlanmış ince derilerle kapatılır. Yığın halindeki kardan ya da taştan yapılan döşemeler ağaç kabuklarıyla, süpürgeotu dallarıyla, ren geyiği derisiyle kaplanır; iç duvarlarıysa kürkler süsler.

Bataklıklar, çok sulak bölgeler ve çok sayıda kanalla örülmüş araziler, Bankok'ta Menam deltasında olduğu gibi, göl üstünde kentler oluşmasına yol açarlar: Buralarda binlerce insan teknelerde barınır. Aynı koşulların ilkel yüzer konutların da ortaya çıkmasına neden oldukları da görülür: Söz gelimi, Cilalıtaş devrindeki kabilelerin kullandığı ve üstünde balıkçı kulübesi bulunan sallar (Danimarka); saz yığınlarından oluşan ve üstünde insanların oturduğu yüzer adacıklar (Titika gölü).


 ESKİÇAĞ'DAN ORTAÇAĞ'A

Uygarlığın gelişmesiyle birlikte, insanoğlu yapı bilimine ve süsleme sanatına kavuştu; bu yolla da mimarlığı icat etti. Doğal mağara, ilkel kulübe, bitkiden yapılma kulübe ve çadırdan sonra ev denen konut biçimi ortaya çıktı. Evlerin yapısı, gelişen halkların yaşama biçimiyle yakından ilgiliydi. Böylece yüzyıllar boyunca evler. insanların mimari uğraşlarını yansıttı. Asya sarayları tipinde yapılmış olan Girit'teki Knossos Sarayı, Pompei'deki lüks Roma villaları, Machupicchu'da bulunan, gizli motiflerle süslenen antik İnka evleri, İndüs uygarlığına ait dinsel amaçla yapılmış binalar, hep insanlığın kent uygarlığına doğru aştığı yolu göstermektedir.

Kazılar sonucu düzenli sonucu, düzenli planlara dayanılarak gerçekleştirilmiş, içinde tuğladan evler, kaplıcalar, su şebekesi ve ilgi çekici surlar, bölümler bulunan kentlerin kuşkusuz en güzel örneklerinden biridir.

Roma İmparatorluğu'nun büyük kentlerinde çokkatlı konutlar vardı. Galyalılar, Roma mimarisinden esinlendiler ve mozaikle zengin bir biçimde kaplanmış kemerleri olan çok sayıda villa inşaa ettiler. Roma gelenekleri Ortaçağ'ın ilk yüzyılları boyunca sürdü. Fransa'da birçok ilgi çekici örneği günümüze kadar gelmiş bulunan Merovenj üslubundaki villalar Galya Roma tipi villalarla benzerlik gösterirler; Her iki yapı türünde de, giriş ve hol aynı biçimdedir, Dört odanın kapısı merkezi bir avluya açılır.

Ortaçağ'da özellikle Avrupa kentlerindeki evler düzensiz bir dağılım gösteriyordu. Yer kazanmak için, Üst katlar cumbalar birbirinin sınırını aşıyordu : Evler sokağa boylamasına değil de enlemesine cephe veriyordu. Damlar birbirine yakındı. Zemin katlarda dükkanlar açılıyor ve gün boyunca indirilen panjurlar tezgah olarak kullanılıyordu. Evlere numara verme işleminin henüz başlamadığı bu dönemde, yapılarda değişik süsleme işleri ve oymacılıktan yararlanılırdı. Ortaçağ'da evin içinde bir ocağı bulunan "şömine" icat edildi.

Evlerin iç düzeni birbirinden farklı değildi: Zemin katta dükkan, mutfak ve depo; birinci katta odalar ve salonlar; eşya odası, çamaşır kurutma yeri ve erzak ambarı, vb. olarak kullanılan birkaç katlı tavan arası.


 RÖNESANS

Rönesans'la birlikte Batı Avrupa'nın eski kentlerinde "klasik" mahalleler oluştu; buralardaki konaklarda, Roma sanatından ve gotik sanatın son aşamalarından yararlanıldı, evlerin dış cepheleri süslendi. XVII.yy'da Paris'te Place Royale (günümüzde Place des Vosges) ve Place Dauphine bölgelerini oluşturan konut grupları yapıldı (bu konutlarda girişteki bir geçitle iki evin ortaklaşa kullandığı bir avluya çıkılır, buradaki bir merdiven de katlara çıkılmasını sağlar).

Fransa'da Louis XI ve Louis XIV'ün mutlak krallık dönemlerinde, yeni tipte bir burjuva konutu ortaya çıktı. Dış cephesindeki süsleri, dekorasyonu ve taş kolonlarıyla klasik mimari tarzını yansıtan bu binalar giderek artan bir lüks düşkünlüğünün göstergesi oldu.


 ÖZGÜN BİÇİMLER

Uzakdoğu ve Ortadoğu ülkelerinde, konutlar genel yapılarıyla yirmi yüzyıllık bir geçmişi olan geleneklerin etkisi altındadırlar.

Doğu evlerini Batı üslubundaki konutlardan ayıran özellikler, evleri caddelerden ayıran ve binaları kuşatan düz duvar. dış cephede pencere olmaması, bir iç avlunun bulunması, birbirine paralel ve yan yana sıralanmış ya da kağıttan yapılmış hareketli bölmelerle ayrılmış odalardır. Bununla birlikte bir Çin çifliği ile Fransa'nın Normandiya ya da Danimarka'nın Jutland bölgelerindeki hehangi bir çiflik arasında bir çok benzerlik vardır. Taş döşenmiş bir avlunun çevresinde geleneksel binalar kare biçiminde sıralanırlar.

Biz Türklerin gerçekleştirdikleri ahşap konutlar da özgün biçimleriyle dikkati çeker.


KONUTUN EVRİMİ

Dünyanın hemen hemen her yerinde kent merkezleri dışında mahalleler oluşmakta ve banliyöler çokkatlı konutlarla dolmaktadır. Öte yandan, büyük sanayi ve madencilik şirketlerinin, personellerini kendi yaptıkları işçi kentlerinde barındırdıkları görülür.

Ama banliyöler düzensiz bir biçimde hızla büyümekte, birçok ülkede, konut sorununa ivedi çözüm bulmak için, kentin estetik görünümüne önem vermeden, büyük bir hızla konut siteleri inşaa edilmektedi. Binlerce yıllık geçmişe dayanan sağ duyulu bir mimari üslubundan yararlanıp geleneksel gereçlerle yapılmış konutlar giderek yok olmakta, yerlerini de banliyö  evlerinin mimarisi almaktadır. Bununla birlikte, birçok ülkede kentli nüfusun büyük bir bölümü günümüzde müstakil evi yeğlemekte ve geçmişte mesleklerinde büyük başarılar kazanmış mimarların çoğu, kamuoyunda oldukça yerleşmiş bir düşüncenin tersine, beton, çimento, çelik ve cam kullanımı gibi modern teknikler sayesinde, güzellik ve konforun yalnız lüks konutlara özgün bir nitelik olmadığını kanıtlamaya çalışmaktadırlar.

Önceki ] Bölüm Başı ] Sonraki ]