Make your own free website on Tripod.com

MİMARLIK VE SANAT TARİHİ (Diğer Uygarlıklar-A)


Afgan Sanatı

Maya Mimarlığı ve Sanatı

Benin Sanatı

Memlük Sanatı

Kelt Sanatı

Parth Sanatı


AFGANİSTAN SANATI

Afganistan Pers, Hint-eski Yunan, budhacılık ve İslam uygarlıklarının merkezleri arasında yer almış bir ülkedir. Son derece önemli arkeoloji alanlarının büyük bölümünde henüz hiçbir kazı yapılamamıştır. Ortaya çıkarılan arkeoloji anıtlarının başlıcaları arasında Bamiyan ve Hadda'daki manastırlar, Gazne'deki Gazneli sarayı, eski Yunan kentlerinden Ay-Hanum kenti, vb. Özellikle XV. yy sonlarında Timurlar döneminde minyatur sanatının baş yapıtlarının verilmesiyle tanınan Herat Kenti XI. yy. dan XVI. yy.a kadar büyük bir uygarlık ve sanat merkezi olmuştur.


BENİN SANATI

Eski Benin Krallığı'na (günümüzde Nijerya; Benin adı, 1975'te Dahomey Cumhuriyeti tarafından benimsenmiştir) özgü sanat

Yöreye ilk ayak basan Portekizlilerin kentleşmeye geçecek kadar gelişmiş bir uygarlıkla karşılaştıkları Benin'de, 1897'de İngiliz Rawlandson'un yönettiği bir keşif seferinde, Benin kentinde (günümüzde yıkıntıları bile kalmamıştır) bir maden çağı sanatının izlerini ortaya çıkarmıştır. Yörede geliştirilen heykel sanatını yaratan kuyumcular, Afrika'nın ve dünyanın ilk heykelleri arasında yer alırlar. Daha çok hükümdar (Oba) ve ailesinin övülmesi ve tanıtılması amacıyla yapılmış tunç ve fildişi heykelciklere dayanan bu saray sanatçıları küçük masklar, bilezikler, heykel-portreler, doğal büyüklükte insan başları, Oba'nın yiğitliklerini anlatan öykülü levhalar, erimiş balmumuna dökülmüş ve elde işlenmiş tunçtan horoz ve leoparlar yapmışlardır. Söz konusu sanatın geçirdiği evrim, Benin krallarının tahta çıkış sırası bilindiği için, tarihsel olaylara dayandırılarak kesin biçimde saptanmıştır: Benin'de bu tekniğin incelikleri, benin kralına bağımlı komşu Yoruba krallığı'nın kutsal kenti İfe'den gelme tunç işleyen sanatçılar tarafından öğretiliyor, en usta kuyumculara soyluluk ünvanları veriliyordu; atölyeler saray surlarının içinde yer almaktaydı (İfe kenti dışında Afrika'nın hiç bir yerinde tanınmayan bu sanatın, bütünüyle Benin Krallığı zanaatçılarının ürünü olduğu ortaya konmuştur).

En eski dönemlerde, İfe üslubunun etkileri oldukça güçlüdür ve yalnızca oyulmuş tunçtan büyük çanlar, kesin olarak Benin'e mal edilebilir. İncelikle işlenmiş büyük portreler 1350-1500 yıllarından kalmadır. Benin sanatı en parlak dönemini XVI.-XVII. yüzyıllarda yaşamıştır: savaşlardaki kahramanlıkları, saray yaşamından sahneler gösteren levhalar; baş heykelleri; borazancılar; atlı soylular; ellerinde silahlarla avrupalılar; vb.

XVIII. yy'daysa Benin sanatının çöküş dönemi başlamış, ayrıntılarla yüklenen üslup, etkinliğini yitirmiştir. Dha da önemlisi, ülke yoksullaşıp dışarıdan tunç getirilmeyince sanatçıların ağaç üstüne tunç saç uygulama tekniğine yönelmeleriyle heykel sanatı yozlaşmaya başlamış, en özgün yanını oluşturan tarihsel olayların anlatıldığı levhalar zamanla ortadan kalkmıştır. XIX. yy'da yalnızca fildişi heykelciliği varlığını sürdürmüş, bir süre sonra da tuncun yerini bütünüyle ağaç almıştır.


KELT SANATI

Kelt sanatı, Batı avrupa'ya giren ilk "barbar" sanatlardan biridir. Fransa'da ve Britanya adalarında birinci binyılın ikinci yarısında gelişmiştir: Son Kelt istilası dalgasından burada, özgün bir sanatla türdeş bir üslubun, yani La Tene üslubunun izleri kalmıştır. Günümüze kadar hiç kimse bu uygarlığın bütünsel bir tablosunu oluşturamamıştır. Sanatı temelde Akdeniz halklarının gerçekçi estetik anlayışından ayrıdır. Başlıca özelliği, süsleme alanındaki aşırılığı, soyutlamaya yönelmesi, hayvan figürlerinde üsluplaştırmaya gitmesi, insan figürlerinde son derece yalınlaştırmasıdır. Keltlerde mimarlık, ne de resim alanında bir gelişme getiremediklerinden, özellikle taşınabilir eşyaların (araç gereç, silah, kap kacak, mücevherler) süslemesine ve maden işlemeciliğine yönelmişlerdir.

MİMARLIK

Mimarlık etkinlikleri oppidum'lara (kaleler) indirgenmiştir. Provence'ta tek tük raslanan üç taş sütunlu tapınak kalıntıları (Entremont, Roquepertuse, Mouries) kahramanların mezarlarına saygı gösterildiğini kanıtlar; gene bu kalıntılardaki, içlerine kafataslarının konması için açılmış petekler ve gözleri kapalı kesik baş heykelleri biçiminde yontulmuş anıtlar, kesik başlar dinine tanıklık eder. Kelt tapınaklarının büyük bölümü ahşap bir dua yerinin çevresinde yer alırdı; Bohemya'da Middlesex'te (İngiltere), Elst'te (Hollanda). Fransa'da Themblois, Genainville, Chatelardles-Lardiers, Cars'da bulunmuş olan kalıntıların hiçbirinde büyük heykellere raslanmamış, buralarda yalnızca taşınabilir nitelikte sanat ürünleri bulunmuştur.

HEYKELCİLİK

Geç ve az gelişen heykelciliğin başlıca özelliği, biçimleri aşırı derecede yalınlaştırmasıdır. Daha çok kesik başlar, büstler ya da kahramanlaştırılmış Provenceli savaşçıların tek tük heykelleri vardır. Bütün bu insan betimlemelerinde Saint-Chaptes savaşçısı, Roquepertuse ikibaşlı Hermes'i ya da Bohemya'daki Mesecke-Zehrovice büsünde olduğu gibi aynı yüz tipi işlenmiştir.

MADENLERİ İŞLEME SANATI

Keltler madenleri işlemede son derece ustaydılar. Bu alanda ortaya çıkarılmış eşyalar arasında tunçtan yapılmış ya da büyük bir incelikle oyulmuş mücevherler, koşum takımı parçaları vardır. Tunçtan mücevherler özellikle tokalar, bilezikler, toplu iğneler, Kelt gerdanlıkları olarak bilinen sert kolyelerden oluşuyor ve bunların üstü, eğri çizgili geometrik süslerle bezeniyordu (özellikle İ.Ö.V.yy.). Soyut motiflere kimi zaman son derece yalınlaştırılmış figürlerle bir arada yer veriliyordu (aralarında işlenen en eski temalar ördek, at ve yılandır). Aynı teknikler altın ve gümüş işlemeciliğinde de uygulanmıştır; ancak bu madenlerden yapılma eşyalar pek yaygın değildir, en güzel örneği de Amfreville başlığıdır. Las Graisses ve Fenouillet bilezik ve halkaları La Tene devri sonunda ortaya çıkan barok üslubu yansıtırlar. Her ne kadar geç ortaya çıkmışlarsa da paralar, bu süsleme alanındaki hareketliliğin bir başka görünümü sunarlar.


MAYA MİMARLIĞI VE SANATI

Maya mimarlığı ürünleri oldukça görkemlidir; ama ispanyol fatihlerinin geniş çaplı yıkıcı hareketleri ve tropikal iklimin olumsuz etkileri yüzünden günümüzde bunlardan pek birşey kalmamıştır.

Buna karşılık ancak XX. yy'da (özellikle de 1920-25 yılları arasında) ortaya çıkarılmış olan ıssız kalmış siteler zengin bitki örtüsü arasında hiç bozulmadan korunmuştur.

Maya sanatı pek dekoratif sayılmaz ; belli bir toplumsal işlevi vardır; topluluğun dinsel gösterilerine plastik bir anlatım vermiştir. Gündelik yaşamda kullanılan din dışı nesneler, soyut biçimler, dinsel simgeler ya da mitolojiden alınma görüntülerle bezenirdi: aralarında Ölüm, Güneş, Mısır tanrıları da bulunan bu tanrılar, doğa güçlerinin insanı gözetleyen ve onu yok eden, yaptıklarını yıkan, korkunç ve olağan üstü güçlerinin tenselleşmesidir. Bu sanatın büyülü gücü, anlamını kavraya bilmek için gerçekliğin gösterimini yıkmasında yatar. Bonampak'taki resimler Palenque'deki alçak kabartmalar, Copan'daki Mısır tanrısı başları ve sunakları, bu son derece kültürlü olan ve taşkın bir hayalgücüne özgü yapıtlar veren topluma tanıklık eder.

Palenque'de kentin ortasında bulunduğu sanılan saray 100 m üstüne 70 m'lik bir taraça'da yükselir; tepesinde de üç katlı bir kule vardır. Sarayın içinde salonlar, galeriler bulunur; tapınaklarda temel yerine geçen piramitlerse oldukça alçaktır (en yükseği 21m). Bazı anıtlar, arazinin biçimlerinden yararlanılarak oluşturulmuştur: Bunlar arasında Tikal'daki "kuleler" (aralarından biri 65 m yüksekliğindedir), Valinin sarayı sayılabilir. Chichen İtza'daki XIV. yy'da yapılmış olan Savaşlar Tapınağı, Kaplanlar Tapınağı ve Kukulkan Piramidi arı bir klasisizm anlayışı içinde gerçekleştirilmiş gibidir. Savaşçılar Tapınağı'nda Maya ve Toltek kültürlerine özgü öğelere bir arada raslanır. Quetzalcoatl Tapınağı'nda Güneş'e adanmış eski ve küçük bir piramit yeralır. Maya anıtları arasında en ilgi çekici olan kuşkusuz Caracol'dur (Yuvarlak ve yüksek olan bu yapıdan gök bilim gözlemlerinde yararlanılırdı). Mayaların freskler ve alçak kabartmalarda din dışı sahneler işledikleri görüllür. Bonampak fresklerinde ayrıntılı olarak VII. yy'da bir Maya prenslik sarayındaki yaşam anlatılır; ayrıca dans ve savaş sahnelerine de yer verilmiştir. Burada ressam anatomi görüntüsüyle derin iç yaşamın dingin anlatımı arasında bir denge kurmayı başarmıştır. Mayalar boyalı pişmiş topraktan heykelcikler yapmada ustaydılar; bunlar arasında insan figürlerine gündelik yaşamları içinde yer vermişlerdi; bu figürlerde yarı çıplak insanların bedeNlerinin güzelliği değerlendirilmiştir (Campeche yakınlarındaki Jaina adasında bulunan küçük heykeller).

Mayalar mücevhercilik alanında da son derece ustaydılar; kutsal kuyularda bulunan çok sayıda oymalı altın disk üstünde özellikle Mayaların Tolteklerle olan savaşı anlatılmıştır; ayrıca kurban etme sahnelerine de yer verilmiştir. Mayalar kutsal saydıkları yeşim taşını da işlerler ve seramik sanatını bilirlerdi (çok renkli vazolar).


MEMLUK SANATI

Memluklar zamanında sanata, özellikle mimarlığa çok önem verilmiştir. Çoğunlukla Kahire'de gerçekleştirilmiş yapılarda Büyük Selçuklu sanatı ile Zengi sanatının etkisi görülür. Mimarlığın yanı sıra, madeni ve cam eşya sanatında da özgün yapıtlar ortaya konmuştur. Memluk sanatında görülen geometrik geçmeli, iki renkli taş işçiliği, renkli mozaikler, sedef ve mermer kakmalar, yalancımermerden süslemeler, taş duvarlar üstünde mazgal dişleriyle süslü cephe mimarisi, pars figürleri, mukarnaslı portaller ve mihraplar, sivri kubbeler, kare ve sekizgen minareler, çifte pencereler, at nalı kemerler, tunç kapılar görkemli bir sanat anlayışının örnekleridir.

Şeceretüddür Türbesi (1257), tuğladan yapılmış kare planlı, sivri kubbeli bir türbedir; mihrabı altın zemin üstüne mozaiklerle süslüdür. Baybars'ın yaptırdığı Zahiriye medresesi (Kahire, 1263) dört eyvanlıdır. Günümüze sadece bir eyvan duvarı kalmıştır. Birkaç katlı medrese odaları, mukarnaslı portalı ve taş işlemeli pencereleriyle dikkat çeker. Bir kanal üstündeki Baybars köprüsü (1266), 80m uzunluğunda ve 10 m genişliğindedir. İki renkli taşlardan yapılmıştır. Kemerler arasında madalyonlar ve pars figürleri yeralır. İllahun Su Kantarası (1263-1266), 22m uzunluğunda, üç kemerli bir kantaradır ve üç paralel tünelle dışarı açılır.

Kare planlı Baybars camisi (1266-1269) kıble duvarına paralel uzanan altı, girişteki iki ve yanlarda dikey uzanan üç neftiyle yalın bir yapıdır. Dört eyvanlı özellik gösterir. Mihrap önü kubbesi, üç yandan üç kemerle dışarı açılır. Bu plan Büyük Selçuklulardan gelme bir özelliktir. Camiye giriş, çıkıntılı bir portalle sağlanır. Cephede yalancı mermerlerden süslemeler, sivri kemerli pencereler, istiridye biçiminde nişler görülür. Baybars'ın gömülü olduğu Zahiriye Medresesi (Şam, 1277) günümüzde yıkıntı durumundadır. İki eyvanlı olduğu bilinir. Ortada camii ve iki yanda türbeden oluşan Hanıkah-ül Bundukdariye'nin (1285) tekke olarak yapıldığı sanılır. Kubbeler dıştan yivlidir. Yapıların içi ve dışı mukarnaslar, alçı süslemeler, armalar ve kitabe frizleriyle süslüdür. Kalavun külliyesi (1285), medrese, türbe, hastane ve maristandan oluşur. Cephe altta sütunlar, üst katta sivri kemerli nişler ve mazgal dişleriyle hareketli bir görünümdedir. Kitabe kuşağı cepheyi boydan boya çevirir. Portal yarım at nalı kemer biçimindedir. İki katlı olan medrese, dört eyvanlı olup, güneydeki büyük eyvan camii olarak ayrılmıştır ve üç neflidir. Mihrap nişi altın mozaiklerle süslüdür. Kare planlı türbe, sekizgen bir kubbeyle örtülüdür. Duvarları taş mozaikler ve yalancı mermerden süslerle bezelidir. Medresenin kuzeyindeki sebil 1326'dan kalmadır. Dört eyvanlı maristan ise günümüzde yıkılmış, içindeki havuz, selsebilin mozaikleri ve eyvan duvarı kalmıştır. Zeynettin Yusuf Türbesi (1298), dört eyvanlı bir medresenin içindedir. Kıble eyvanı kemerlerle bağlanan sütunlardan oluşur; kubbesi yüksek ve yivlidir. Sultan Nasır Muhammet külliyesi (1303), dört mezhep için yapılmış dört eyvanlı bir yapıdır. Cepheyi altın yaldızlı bir kitabe dolanır. Kubbe kasnağındaki üçlü pencere ve yalancımermerden dekorlu sekizgen minaresiyle, gösterişli bir yapıdır.

Baybars Çaşnigir Külliyesi (Baybars II, 1310), hanikah (tekke) ve türbeden oluşur. Hanikah dört eyvanlı ve üç katlıdır. Kubbesi mukarnaslı, kare minaresi çini levhalarla kaplı, mihrabı yüksek ve siyah-beyaz mermerden yapılmıştır. Binanın kimi yerlerinde zengin ağaç işçiliği görülür.

XIV. yy'da Çerkez Memlukları tarafından gerçekleştirilen yapılarda dış süslemeye daha önem verilmiş, camilerden medrese yapılmış, kubbeler daha çok yükselmiş ve miğfer biçimini almıştır. Bazen çifte kubbe kullanıldığı da olmuştur. Bu dönemin başlıca yapıtları şunlardır.

Berkuk külliyesinde (1386), kubbeler yüksektir ve kubbeye geçişte türk üçgenleri kullanılmıştır. Büyük eyvan üç neflidir ve atnalı kemer biçimindedir. Kayıtbay külliyesi (1472-74), türbe, medrese, camii ve sebilden oluşmaktadır. Altı eyvanlıdır. Yapıların her biri bir bütün oluşturur. Yapıda kırmızı-beyaz taş kullanılmıştır. Medresenin üst katı sıbya mektebidir. İki şerefeli minarenin üstü kubbelidir. Hayribey Camisi (1501), Osmanlı mimarlığı etkisindedir. İki renkli taşın kullanıldığı yapıda, kubbe pandantiflidir. Gavri Medresesi ve Türbesi'nde (1504), portalde iki renkli taş kullanılmıştır; yapı sebiliyle dikkati çeker.


PARTH SANATI

Parth mimarisi özellikle İ.Ö. 150 ile İ.S. 224 yılı arasında gelişti bu konuyla ilgili bilgiler arkeoloji sitlerinden eldeedilmiştir: Irak'ta Varka, Ktesiphon, Asur ve Hatra, İran'da Darabgud. Ktesiphon ve Hatra arkeoloji sitleride Roma ve Parth İmparatorluklarını ayıran sınır üstünde sur kentler ortaya çıkarılmıştır. Daire biçimindeki planları, Asur askeri kamplarında kullanılan çok eski bir Asya geleneğinden kaynaklanır. Bu plan, İran'da süren güvensizliğin bir sonucu olarak uygulanmıştır. İki sivil mimari tarzının en güzel Parth örneklerine Dura-Europos, Asur ve Hatra'da raslanır. Bu kentlerin ilkinde, merkezi avlu çevresinde sıralanan yapılarıyla Mezopotamya mimarisi ortaya çıkar. Asur ve Hatra yapılarıysa eyvanlı İran evlerine özgü mimarinin etkisindedir.

Asur'daki Parth sarayının, üst üste yerleştirilmiş sütun ve duvar oyuklarıyla süslü üç katlı bir cephesi vardır. Ortada kemerli bir kapı vardır. Bu cephe avluyu oluşturan dört kenardan biridir. Hatra'daki saray yan yana inşaa edilen iki eyvandan oluşur. Ortada büük bir kapı yanlarda da daha küçük kapılar vardır. Parth heykelciliğinin en ilgi çekici örneğini Nemrut dağındaki ünlü tapınak oluşturur. Bu kral Antiokhos I Kommangene'nin 2000 m yükseklikteki dağın tepesinde, ele geçirilmesi olanaksız bir site inşaa ettirdiği mezardır. Elli metrelik bir tümülüs üstünde yükselen ve ortalarında Antiokkos'un heykelinin yeraldığı tanrı ve kahraman heykellerinde komşu uygarlıkların etki ve katkıları göze çarpar.

Bu dev bütünün yapımı Yunan etkisini yansıtmakla birlikte, etkileyici boyutları (9 m yükseklik) ve bazı ayrıntılarıyla (örneğin saç biçimleri, kazılmış yazıtlar, aslan ve kartal figürleri) Pers sanatına özgüdür.

Yakın bir zamanda ortaya çıkarılan ve arkeologlarca incelenen Antiokhos'un mezarı hala birtakım gizler taşır (özellikle başların korunması ve bedenden kesik olmaları gibi).

Bütün bu etkilere karışan İran geleneği, kayalara oyulmuş heykellerde ortaya çıkar. Söz gelimi Behistun kayalığında, Dara I'in yazıtları yanında, İ.Ö. 80 yılına ait, zarar görmüş Parth figürlerine raslanır. Bunlar son derece başarılı bir bakışımlılık düzeni içinde ve hafifçe kabarık bir biçimde oyulmuşlardır. Hatra'daki kazılarda normal boylarda yapılmış krallar, prensesler, rahip ya da subay heykelleri bulunmuştur. Tanrı heykeleri arasında en etkileyicilerden biri de Baal-Şamim heykelidir: Bu iki kartalın eşlik ettiği, Roma İmparatoru kyafetinde sakallı bir tanrıdır.

Bu arada diğer bölgelerden gelen yapıtları da unutmamak gerekir: Parth prensi heykeli ile Şami'nin tunçtan büü heykeli (1,92m; İ.Ö. II. yy.)


"Nemrud" hakkında Daha detaylı bilgi için: Uluslar arası Nemrud vakfı'nın sitesini ziyaret etmenizi öneririm.

Önceki ] Bölüm Başı ] Sonraki ]